Class Struggles and National Debts (Turkish Translation)

SINIF MÜCADELELERİ VE KAMU BORÇLARI

1.      Yunanistan’da bugün yeralan politik çatışmalar ve sokak kavgaları, Birleşik Devletleri dahil, pek çok ülkede neler olacağını haber veriyor. Mücadeleler temelde hükümetlerin nereye harcama yaptığı ve vergileri kimlerin ödeyeceği üzerinedir. Günümüzün sınıflara bölünmüş toplumlarında, sınıflar hükümetlerin ne yapması gerektiği ve vergilerin kimlerin ödeyeceği üzerinde ayrışırlar. Bu türden toplumların hükümetleri sık sık, devlete odaklanmış sınıf mücadelerinden kaynaklanan politik sorunların ertelenip, ötelenmesi yolları olarak borçlanmaya başvururlar- bu borçlar kamu borçlarını yaratmaktadır. Hükümetler borçlanma yoluyla, vergilerin arttırılmasınını geleceğe ötelelerken (daha da arttırlmaları gerektiğinde, elbette alınan miktarın faiz ilavesiyle ödenmesi gerekir), en azından kısmen, hükümet harcamalarıyla ilgili farklı sınıf taleplerini yatıştırmaktadırlar.
 
2.      Sorun böyle hükümetlere borçverenler daha yüksek faiz talep ettiklerinde ya da yeni borç vermeyi reddedtiklerinde ortaya çıkar. Bu durumda, artan kamu borçları altta yatan sınıf mücadelelerinin çözümünü artık erteleyemez. Bu borçlar taşınamaz hale gelir ve sınıf mücadelesi yoğunlaşır. İşte bugünün Yunanistan’ında olan budur ve gelecek aylarda ve yıllarda her nerede hükümetler kendi toplumlarının sınıfsal bölünmüşlüğüyle borçlanarak başediyorlarsa, orada olacak olan da odur. Ertelenmiş sınıf mücadeleleri sık sık daha da keskinleşmiş sınıf mücadeleleri haline gelir.
 
3.      İşverenler ve çalışanlar heryerde hükümetlerin hangi faaliyetleri yapması ya  da yapmaması üzerine mücadele ederler. İşverenler hükümetlerden peşinde gittikleri karların desteklenip güçlenmesini isterler (ulaşım ve iletişim altyapısını inşa edip korumasını, işçilerini eğitmesini, pazarlarını korumasını, mahkemelerde sözleşmelerinin hayata geçirilmesini isterler). Çalışanlarsa, tersine, hükümetlerinden gelirlerini, ailelerini ve yaşam standartlarını korumasını isterler (işsizlik sigortası, sosyal güvenlik, sağlık sigortası, kamusal parkları, konut desteği ve kamusal eğitimi ve benzerlerini sağlamasını isterler).
 
4.      İşverenler ve çalışanlar, aynı zamanda hükümet harcamalarının maliyetini kimlerin ödeyeceği üzerine de mücadele ederler. İşverenler, gelir vergilerini orta ve alt sınıf gelir sahiplerinin üzerine aktararak, orantısız şekilde bu gelir sahiplerine düşen harcama ve mülk vergilerini dayatarak, ve benzer şekilde, yükü çalışanların üzerine bindirmeye çalışırlar. Çalışanlarsa, vergi yükünü ters tarafa itmeye çalışırlar (daha fazla artan gelir vergisi, sermaye gelirleri ve hisse vergisi ve benzerleriyle).
 
5.      İki tarafın göreli kuvveti- örgütleri ve kaynakları- genellikle hükümet harcamalarının biçimini ve iki tarafın vergi faturasının hangi oranını ödeyeceğini belirler. İşvernler ve çalışanlar bu tartışmalı sorunlarda nadieren aynı düşüncede olurlar. İki taraf arasındaki çatışma ve mücadele çoğunlukla hükümetlere baskı yapar.
 
6.      Hükümetler, diğer tarafın gücüyle iktidardan uzaklaştırılma riskini alacak kadar bir tarafı yatıştırmada çok ileri gitmenin politik maliyetini ödemekten korkarlar. Bu nedenle, borç almak en azından geçici olarak sorunları hafifletir. Ayrıca, hükümetler biriken kamu borçlarının nihai maliyeti politik haleflerine düşeceği için borçlanırlar.
 
7.      Hükümetlere borç verenler elbette başta işverenlerdir, çalışanlar değil. Borç verenler elbette kamu borçlarının yaratılmasında suçludurlar, çünkü fazi ödemelerinin çoğunu borçlanan hükümetlerden toplarlar. İşverenler açısından, kamu borçları çoğu zaman kötünün iyisine benzer. İşverenler hükümet köşeye sıkıştığında korkarlar - daha fazla harcama yapması, yani kapitalist bir bunalıma destek olması gerekir- çalışan kitleler üzerine daha yüksek vergi dayatmayı politik olarak imkansız bulabilir. Gerçekten de, hükümet özendirilebilir, ve çalışanlar işverenler üzerindeki vergiyi arttırma peşinde koşabilirler. İşverenler kötünün iyisini tercih ederler: vergilendirilmemiz yerine, neden para vermeyelim size diye, söz birliği ederler.
 
8.      Tüm dünyada hükümetlere esas borç verenler bankalardır; bu nedenle de kamu borçlarından esas kazançlı çıkanlar onlardır . Kamu borçlarındaki mevcut patlama bu nedenle dünya bankaları için bir nimettir. Mevcut bunalımın esas yaratıcıları olan bankalar şimdi bunalımla başetmek için borçlanan hükümetlerden esaslı kazançlar elde ediyorlar.  Alternatif ve daha az maliyetli olan yol ise- işverenlerden borç alıp faiziyle ödemektense onları vergilendirmek -  nerdeyse hiç tartışılmıyor.
 
9.      Hükümetlere borç verenler ertelenmiş sınıf mücadelelerinin böylelikle sertleşebileceğini anlıyorlar. Yunanistan’ın kamu borcu dağ gibi büyüdüğünde borç verenler Yunan hükümetinin karşı karşıya olduğu yükselen faiz maliyeti konusunda endişeleniyorlardı. Bu kesimler, Yunan toplumunda kimlerin, hükümetin biriken kamu borcu üzerindeki faizi ödeyebilmesini sağlamak için, acıyı çekeceği konusunda yaptığı güreşi izlediler. Yunan hükümetinin ne vergileri yükseltebileceği ne de çalışanlarla ilgili harcamaları kesebileceği bir kilitlenme olasılığını öngörmüşlerdi. Borç verenler bu nedenle Yunan hükümetinin, (Arjantin’in bir kaç yıl once yaptığı gibi), almış olduğu borcun bir kısmını ya da tamamını ödemeyeceğini bildirerek, borçlarını ödemeyeceği riskiyle karşı karşıya geldiler.   
 
10.  Böylelikle borç verenler Yunanistan’a daha fazla vermeyi reddetmeye başladılar (hatta zamanı gelmiş borçların çevrilmesini bile) ya da daha yüksek fazi oranları talebettiler. Aslında borç verenler Yunan hükümetinin ya çalışanları daha fazla vergilendirmesini ya da çalışanlar için yapılan hükümet harcamalarının kesilerek Yunan kamu borcunun ödenmesi için gereken paranın serbest bırakılmasını. Ya da ne daha fazla borç ve/veya çok daha yüksek fazili borç. Avrupa Birliği liderleri, Birliğin borç veren özel kişilerden daha düşük faizli kamu kredilerini sunarken, borç veren özel kişilerin taleplerini tekrar ettiler. Avrupa Birliği liderleri (başta Almanya’da Merkel ve Fransa’da Sarkozy), Yunanistan’ın borcunu ödemeyebileceği kişilerin korku ve bakış açılarını paylaştılar. Alman ve Fransız bankaları Yunan hükümetine borç verenlerin en büyükleriydi ve budenle de Yunan kamu borçlarının ödenmemesine karşı özel bir hassasiyetleri bulunuyordu.
 
11.  Sınıf mücadeleleri ve kamu borçları hikayesinin ahlakı şudur: borç alan hükümet, kapitalizmin her işadamı ve taraftarının, ölümcül politik sondan çıkış yoludur. Borç verenleri nazikçe ödüllendirir, fakat bu sadece bir süreliğine işe yarar. Vergi vermeyen, hatta hükümetlere borç veren işverenler, nihayetinde aşırı borçlananların ve politik olarak kilitlenmiş hükümetlerin borçlarını ödeyememeleri riskiyle yüzyüze gelirler. O zaman işverenler kendilerinin ve hükümetlerin çabalarını, çalışanları daha fazla vergilendirip, onlarla ilgili hükümet harcamalarını azaltmak amacıyla, uyumlu saldırılar halinde, tekrar eski, altta yatan sınıf mücadelelerine yöneltirler. Amerikalılar, muazzam ve büyüyen Birleşik Devletler kamu borçları borç verenlerini benzer bir yol ayrımına getirdiğinde, aynı temel durumla karşılacaklar.   Bu arada, Yunanistan’dan Portekiz’e, İspanya’ya, İtalya’ya, İrlanda’ya ve ötesine, işçiler kendilerini kitlesel ve keskinleştirilmiş mücadelelere hazırlıyorlar.
 
İngilizce’den çeviren: Dr.Ercan Gündoğan, (Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile Uluslararası İlişkiler Bölümleri Başkanı)






Visit Professor Wolff's social movement project, democracyatwork.info.

Permission to reprint Professor Wolff's writing and videos is granted on an individual basis. Please contact profwolff@rdwolff.com to request permission. We reserve the right to refuse or rescind permission at any time.